Bizi takip edin

Köşe yazarları

Dönekliğin evrensel tarihi-1

->

-> 418

İtalyan Komünist Partisi’nin ilk kurucularından olup sonradan yazar kimliğiyle ünlenen Ignazio Silone, bir keresinde Togliatti’ye şöyle bir espri yaptığını aktarır: “Nihai mücadele, komünistler ile eski komünistler arasında olacak.”

İşin ironik tarafı, Silone de yaşamının son dönemini bir eski komünist (bizde daha çok ‘eski solcu’ diye anılan bir tür) olarak geçirecekti. O ki, “Fontamara” ve “Ekmek ve Şarap” gibi sosyalist edebiyatın başyapıtlarından ikisini yazmıştı, yüzbinlerce insanın yüreğine mücadele tohumları ekmişti. Ama işte 1930’larda Stalin’le arasına mesafe koymaya karar vermiş, sonunda öbür uca kadar savrulup anti-komünist literatürün en bilinen ürünlerinden “The God That Failed” adlı kitabın yazarları arasına katılmıştı. (Isaac Deutscher bu kitap hakkında 1950’de yazdığı eleştiride ‘eski solcu kafası’nın tahlilini pek güzel yapmıştır.) Silone’nin hikâyesi bununla da kalmamış, ölümünden yıllar sonra ortaya çıkan belgelerle, hızlı solcu olduğu gençlik döneminde Mussolini’nin polis teşkilatı adına muhbirlik yaptığı iddia edilmişti.
Dönekliğin evrensel tarihinde ilk anılması gereken kişi, elbette Benito Mussolini’dir. İtalyan Sosyalist Partisi’nin önde gelen üyelerinden biriyken, önce partiden atılmayı, ulusal güdülerle orduya katılıp cepheye gitmeyi, yaralı olarak döndükten sonra İtalya’daki faşist hareketin önderi olmayı ve başbakanlığa kadar tırmanmayı on yıldan kısa süreye sığdırmış bir siyasi fırıldak… Sonrası bilinen hikâye.
Avrupalı oldukları için Arthur Koestler, Regis Debray ve benzerlerinin soldan sağa çark hikâyeleri iyi bilinir de, örneğin El Salvador’lu gerilla komutanı Joaquín Villalobos’un 1970’lerdeki örgüt liderliğinden Latin Amerika’nın kanlı iktidarlarına ve CIA’ye danışmanlık hizmeti veren bir ‘güvenlik ve çatışma uzmanı’na dönüşmesi ve bugün hâlâ saygın bir entelektüel/arabulucu muamelesi görmesi pek anılmaz.

Kara Panterler’in kurucularından Eldridge Cleaver’in siyah aktivistlikle başlayıp yeraltına, oradan sürgüne -Küba, Cezayir ve Fransa’da yedi yıl geçirmesine- varan yolculuğu, 70’lerin ortasında ülkesine dönüşüyle birlikte tuhaf bir seyir izleyecek, dine sığınıp muhtelif kiliselerde mesai harcadıktan ve Hristiyanlık’la İslam’ı “Christlam” adı altında birleştirmek gibi tuhaf hayallere kafa patlattıktan sonra hayat koşusunu muhafazakâr bir cumhuriyetçi olarak tamamlayacaktı.

ABD’nin sol tarihinde New York entellektüelleri olarak anılan isimlerden bazıları, soğuk savaş döneminde sisteme entegre olmuş, yeni muhafazakârlığın değirmenine su taşımışlardır. Yine ABD’de Whittaker Chambers, James Burnham, David Horowitz gibileri, keskin ‘u’ dönüşleriyle karşı yola savrularak, adlarını döneklik tarihine altın harflerle kazımıştır. Yazarlıkla iştigal edenler, nasıl değiştiklerini ballandırarak anlatmaktan da geri durmamıştır; ne de olsa mazisini anlatma hevesi eski solculuğun şanındandır! Kariyerine bir komünist ve Sovyet ajanı olarak başlayıp, McCarthy döneminde yoldaşlarını gammazlayan, sonra çıkışı Tanrı’ya ve cumhuriyetçilere sığınmakta bulan Chambers’in “Tanık” (Wittness) adıyla kitaplaştırdığı ibretlik hayat hikâyesi, buna iyi bir örnek.

Velhasıl, uğruna yıllarca savaştığı davaya hayatının sonraki dönemlerinde ihanet etmek, siyaset tarihi kadar eski bir olgu. Ve bu konuda güzel bir kitap yazan Ashley Lavelle’nin dediği gibi, “Siyasi tarihin savaş alanları, radikalden döneğe dönüşenlerin cesetleriyle doludur.”
Bütün bunları çağrıştıran vaka, geçenlerde Mikis Teodorakis’in Yunan milliyetçilerinin gösterisine katılıp hararetli bir konuşma yapması oldu. Öyle ya, İkinci Dünya Savaşı’nda anti-faşist direnişe katılmış, ardından gelen iç savaşta defalarca hapse girmiş, işkencelerden geçmiş, askeri cunta döneminde sürgünde yaşamış, müzikte devrim yapmakla yetinmeyip devrimin de müziğini yapmış biri nasıl olur da, 92 yaşında kendini böylesine acıklı bir noktada buluverir? Hepimizin aklından geçen soru buydu…

Teodorakis’in dönüşümü, aslında o kadar ani ve yeni olmadı, Yunan siyasetini yakından izleyenler ve 2000’lerin başından beri milliyetçi tonda çıkışlar yaptığını bilenler için de çok şaşırtıcı değil. Ama onun dönüşümü, yukarıda anılan ‘döneklik’ hallerinden biraz farklı ve aslında içinde yaşadığımız dönemin bir semptomu.
Bu verimli konuya gelecek yazıda devam edeceğiz.