Bizi takip edin

Köşe yazarları

AKP-MHP-CHP mutabakatının tarihsel referansı: yerli ve milli olmak

->

-> 553

Yerli ve milli olmak söylemini ilk kez 1960’lı yıllarda Dokuz Işık doktrinini açıklarken Alpaslan Türkeş dillendirdi. Türkeş şöyle demişti: “Türk Milleti, kendi milli tarihini, örf, adet ve ananelerini kendi milli hasletlerini dikkate alan, modern ilmi ve tekniği önder alan yüzde yüz yerli ve milli bir idare sistemi kurmalıdır. Aydınlar kapitalist ve komünist sistemleri aynen tatbike çalışıyorlar. Bunların hepsi taklitçiliktir. Biz diyoruz ki, yeni milli bir doktrin, bir sistem lazım. Bu doktrin Dokuz Işık’tır”. Türkeş’e göre, Dokuz Işık doktrinin birinci tezi olan Milliyetçilik, “Türk milletine bağlılık, sevgi ve Türkiye devletine sadakat ve hizmettir”. Türkçülük ise, “Kültürde, ilim ve teknikte, politika, ekonomi ve ticarette her şeyin Türk’e özel ve Türk’e uygun bir biçimde olmasını istemek ve sağlamak demektir.”

Türkeş’ten sonra “Milli Görüş” hareketini başlatan Erbakan, bu tezini şöyle tanımlamıştı: “Milli Görüş demek, bizim milletimizin kendi görüşü demektir. Sultan Fatih’in İstanbul’u fethederken kalbindeki inanç ne ise, Milli Görüş odur. Bizim milletimiz bin yıl Milli Görüş ile dünyaya hakim oldu”. Taklitçiliği neredeyse hiç dilinden düşürmeyen Erbakan, Milli Görüş söylemini daha çok iktisadi bağlamda yerli sanayi, yerli tüccar gibi kavramlarla adeta yeni bir milli burjuvazi inşa etmek için kullandı. Bu süreçte Türkeş, Dokuz Işık’ın temel kaynaklarından birisini “Türklük şuuru, İslam imanı, İslam ahlak ve fazileti” olarak revize ederken, Erbakan da, “Adil Düzen” tezini Türklük ve İslamcılık olarak tanımladı. 1970’li yıllar boyunca Türk-İslam Sentezi’ne dayalı siyasal kulvarda bulaşmaları Türkeş ile Erbakan’ın Milliyetçi Cephe hükümetlerinde ve 1990’lı yıllarda siyasal arenada gelişip güçlenmelerini ve önemli roller üstlenmelerini sağladı.

Milli Görüş geleneğinden koparak AKP ile iktidara geldiğinde Erdoğan, “Milli görüş gömleğini çıkardım” diyerek yoluna devam ederken, sonraki süreçte gömlek değiştirir gibi görüş değiştirdikten sonra eski çizgisine dönüş yaptı. 20 Eylül 2015’de Yenikapı’daki “Teröre karşı tek ses” mitinginde yerli ve milli olmak söylemini dillendirdi. Bu mitingde Erdoğan şöyle demişti: “1 Kasım seçimlerinde TBMM’ye hangi partiden olursa olsun fark etmez, 550 tane yerli milli bedeni ve kalbiyle bu ülke için çalışacak milletvekili göndermenizi istiyorum.(…) Biz işte bunun için ne diyoruz? Rabia diyoruz.  Tek millet diyoruz, tek bayrak diyoruz, tek vatan, tek devlet diyoruz”. Egemen ulus ve devlet şovenizmini yücelterek diğer milliyetleri, kültürleri ve inançları ötekileştiren bu Türkçü ve İslamcı söylem Türkeş’in ve Erbakan’ın tezlerini birleştirme amacı taşıyordu. Nitekim Erdoğan sonraki söylemlerinde yerli ve milli olmayı, “Türkiye’ye karşı düşmanlık yapmayan, Türkiye’nin ulusal çıkarları doğrultusunda hareket etmektir” diyerek, MHP’ye yaklaşmaya başladı. İkisinin adeta kader birliği yaptığı bu süreçte Bahçeli ile Erdoğan, yerli ve milli olmak söyleminde ve Başkanlık sisteminde buluştu. İki parti arasında kurulan Türkçü-İslamcı milli mutabakat her iki partinin tarihsel referanslarına uygundu ve bu ittifakın temelini oluşturan “Tek meclisli Başkanlık sistemi” Türkeş’in Dokuz Işık doktrini tezlerinden biriydi.

Öte yandan milli ve yerli söylemi, tüm tarihi boyunca CHP’nin politikalarına yön verdi. Sivas Kongre kararlarının bir maddesinde “Kuvayı Milliye’yi tek kuvvet tanımak ve milli iradeyi hakim kılmak esastır” ilkesi sonraki süreçte Türk milliyetçiliğine dönüşerek devletin resmi ideolojisi oldu. Kuruluşundan beri “Misakı milli ve Kuvayı milliye” ruhunu savunan ve yücelten CHP, 12 Eylül’den sonra Türk-İslam Sentezi’nin devletin resmi ideoloji haline gelmesine katkıda bulundu. CHP, Baykal’ın partinin başına geçmesi ile birlikte bir anlamda aslına rücu etti. Böylelikle 1930’lu yıllarına dönüş yapan CHP, MHP ile aynı kulvarda yürürken AKP’nin milli mutabakat süreçlerinde yer almayı da ihmal etmedi. CHP’nin bugün de AKP-MHP milli mutabakat ittifakının yanında yer almasında, soldan ve özellikle HDP’den uzak durmasında şaşılacak bir durum yok.